Aslında her şey tükenen bir kaleme tükenmez dedikleri kadar yalan!
Hayatın insana yüklediği anlamı, kaldıramıyordur belki ruhumuz. O yüzden sıkışıp kalmıştır bedende. O yüzden tüm kirli duyguları anlamlaştırmak istiyordur. Nefis denilen o bitmez tükenmez arzu kapısını açık tutmaya çalışıyordur. Belki de bedeni bir acizlik olarak görüyordur. Peki bu ruh nedir? Vücudun enerjisi mi? Peki o zaman neden yemek tüketiyoruz?
Aslında kuru fasulyenin sulu olmasına benzer hayat kuru derler ama içinde yüzdürür insanı hayat ve kaşık darbeleriyle oradan oraya devinirler o suyun içinde.
26 Mayıs 2014 Pazartesi
Gönlümün Yolları
Gönlümün yolları öyle ıssız ki;
Görmedim üstünde bir rüya bile..
Neden? Şu kızların hiç biri,
Eylemez şu gönlü teselli ile…
Tozlanmış yollarım var artık
Bırak! Eşme o tozları hasret ile;
Neden mi mutsuzum? Hepte böyle
Bende okşanılsaydım bir kız eliyle
Yetmez mi? Bu kadar çektigim
Nem varsa al git bedeninle
Eziyet mi? Çektigim bu hayat sence
Görmeseydim seni tâ ilk önce…
Düzenlenmiştir.
Mehmet ÇETİN
Görmedim üstünde bir rüya bile..
Neden? Şu kızların hiç biri,
Eylemez şu gönlü teselli ile…
Tozlanmış yollarım var artık
Bırak! Eşme o tozları hasret ile;
Neden mi mutsuzum? Hepte böyle
Bende okşanılsaydım bir kız eliyle
Yetmez mi? Bu kadar çektigim
Nem varsa al git bedeninle
Eziyet mi? Çektigim bu hayat sence
Görmeseydim seni tâ ilk önce…
Düzenlenmiştir.
Mehmet ÇETİN
17 Mayıs 2014 Cumartesi
Osmanlı İdare ve Kamu Sistemi
Aslında çok basit bir sistem ve tamamen araştırmaya dayanıyordu. Hikayeleme yaparak anlatayım;
Eğer ki bir kişi Osmanlı'da bir idarenin başına getirilecekse, o kişinin annesine, babasına, akrabalarına, geldiği yere, yaptığı işlere bakılırdı. Anası ne yapmış, babası ne işle meşgul, çevresinde kimlerle paylaşım ve arkadaşlık yaptığına bakılırdı. Eğer ki anası kahpe vs. yada babası pis işler yapan, serseri, ayyaş, sorunlu biriyse idarenin başına getirilecek o kişi başa getirilmez. Sadece maşa olarak kullanılırdı. Çünkü kanı, düşüncesi, çevresi, yapısı bozuksa o da bozuk kabul edilirdi. Ama maalesef ki Osmanlı'nın bu sistemini almamışız. Şimdi de onun acısını çekmiyoruz desek bana göre yalan olur.
Eğer ki bir kişi Osmanlı'da bir idarenin başına getirilecekse, o kişinin annesine, babasına, akrabalarına, geldiği yere, yaptığı işlere bakılırdı. Anası ne yapmış, babası ne işle meşgul, çevresinde kimlerle paylaşım ve arkadaşlık yaptığına bakılırdı. Eğer ki anası kahpe vs. yada babası pis işler yapan, serseri, ayyaş, sorunlu biriyse idarenin başına getirilecek o kişi başa getirilmez. Sadece maşa olarak kullanılırdı. Çünkü kanı, düşüncesi, çevresi, yapısı bozuksa o da bozuk kabul edilirdi. Ama maalesef ki Osmanlı'nın bu sistemini almamışız. Şimdi de onun acısını çekmiyoruz desek bana göre yalan olur.
10 Mayıs 2014 Cumartesi
Düşünülen Ülke
Öyle bir devlet düşünün ki; torpil, yalan, rüşvet, ırkçılık,
kötü hukuk sistemi, yolsuzluk, kısıtlamalar ( her alanda olsun ), düşünce suçu, faili
meçhuller, açgözlülük ve aklınıza gelen bütün pis diye adlandırılan devlet
dediğimiz kalıba yakışmayan ülke…
Yukarıda söylenen veya söylenmeyen bütün sözcükler Türkiye’de
yok ve olamaz. Sadece yasa denilen kılıfına uydurulur. Uydurulamazsa da
değiştirilip uydurulur.
5 Mayıs 2014 Pazartesi
Aşk Bazen Gitmektir
Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında sevdalanmış onun deli
dalgalarına. Hırçın hırçın kayalara vuruşuna, yüreğindeki duruluğa.
Demiş ki suya:
- Gel sevdalım ol. Hayatıma anlam veren mucizem ol…
Su
dayanamamış ateşin
gözlerindeki sıcaklığa al demiş; Yüreğim sana armağan… Sarılmış ateşle su
birbirlerine sıkıca, kopmamacasına… Zamanla su, buhar olmaya, ateş, kül olmaya başlamış. Ya kendisi yok olacakmış, ya aşkı… Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de yüreğindeki
kederi de alıp gitmiş uzak diyarlara su…
Ateş kızmış, ateş yakmış ormanları… Aramış suyu
diyarlar boyu, günler boyu, geceler boyu. Bir gün gelmiş, suya varmış yolu. Bakmış o duru gözlerine suyun, biraz kırgın, biraz hırçın. Ve o an
anlamış; AŞKIN BAZEN GİTMEK OLDUĞUNU…
Kaydol:
Yorumlar (Atom)