10 Temmuz 2018 Salı

Twitter'dan kalanlar...

Bir cevabın Hayır olmasından korkuyorsan, aslında o cevabın Evet olmasına hazır değilsindir.

Laf; zaten sana gelmek istiyor..

Belki bir kitabın aynı sayfasında ağlamışızdır. İşte bu haberimiz olmadığı halde dünyanın en güzel karşılaşması olabilir.

Hep kardeş olacak değiliz ya, yaşasın halkların sevgililiği..

Hayatımda ki yediğim yemeklerin en pahalıları; düğünler ve casinolardaydı..

Yalnızlığımı alırsanız yemeğimi ve suyumu almış kadar olursunuz.

Anadolu insanın kültüründe bira olsaydı kesinlikle bira falına da bakarlardı.

"Bir insan en çok kimin yanında susuyorsa, aslında en çok onunla konuşmak istiyordur." - Palahniuk

O kadar paralel evrende varyasyonlarim var ama en boktan varyasyonu ben yasiyorum. Reva mi bu?

Bazen Tanrı, bir süre hiçbir şey yapmamanı ister.

Bozkirin ortasindaki toplu konutlar kadar sevimliyim..


20 Haziran 2016 Pazartesi

Sanatın Gücü

Orta Amerika'nın bir ülkesinde bir gün darbe olur ve tüm sanatçılar, yazarlar ve şairler, bilim adamları ve öğretmenlerin hepsi içeri atılır. Görüş yok. 2 hafta, 3 hafta, 6 ay, 1 yıl. Dünyada ki bütün hukuk örgütleri, demokratik örgütler araya giriyorlar ve aynı söylemi tekrar ediyorlar hepsi. "İnsanları içeri attınız, dört duvar arasına, bari hiç değilse bir seferlik bir görüş günü düzenleyin. Sevdikleriyle görüşsünler." Geri adım atıyor darbeciler ve "peki" diyorlar. Dönüyorlar bütün tutuklulara ve ailenizden sadece bir kişi gelebilir ve kim gelsin istiyorsanız sadece adını yazın diyerek görüş gününe izin veriyorlar. Bir şair, kızının adını yazıyor, kızı yedi yaşındaydı o dört duvar arasına konulduğunda aradan bir yıl geçti şimdi sekiz yaşındadır. Kızını görmek istiyor. Bir kapalı spor salonu, ortada masa, masanın bir yanında tutuklular, herkesin gözü kapıda ve sevdiklerini bekliyorlar. Evet, kızı geldi. Bir yıl geçmiş aradan, kız daha da güzelleşmiş. Büyümüş. Kızın elinde bir kağıt, tam babasına doğru gidecekken, kapıda ki görevli "dur! nedir o elindeki?" "siz babamı buraya koymadan önce ben okula hazırlanıyordum, babam bana defterler kitaplar ve boya kalemleri almıştı ve şimdi ben de ona bir resim çizdim." "ne resmi?" "KUŞ". Görevlinin önünde bir defter açıyor ve bakıyor. Hah! Kuş resmi içeri giremez, yasak. Alıyor kızın elindeki resmi yırtıyor ve "hadi şimdi git babanın yanına" Çocuk göz yaşları içerisinde oturuyor babasının karşısına babasına ağlayarak durumu izah etmeye çalışıyor. Yaptığı KUŞ resminden, görevlinin yırtmasına. Babası ne kadar da teselli etmeye çalışsa da nafile. O sırada görevli bağırıyor "görüş bitti, herkes dışarı" Sadece bir KUŞ resmi içeri giremez, yasak diye görüş, görüşülmeden bitiyor. Aradan bir yıl daha geçiyor, yine bir görüş günü. Herkes bir kişinin adını yazacak. Şair, yine kızının adını yazıyor. Yine aynı yer, aynı spor salonu, gözü kapıda ve kızı. Kızı daha da büyümüş. Elinde yine kağıt, görevli orada. "Dur! nedir elindeki?" "geçen yıl geldiğimde babama bir KUŞ resmi yapmıştım, yırttınız bu seferde ağaç resmi yaptım." Görevli önündeki deftere bakıyor. Ağaç yasak değil. Emin olmak için üstlerini arıyor, nasıl olur, ağaç yasak değil. "Tamam, ağaç resmi yasak değilmiş, gir içeri." Kız çocuğu koşarak gidiyor babasına, şair mutlu çünkü iki yıl sonra kızını karşısında gülerken görüyor. "Babacım bak sana resim getirdim." Şair alıyor resmi, bakıyor. "Ne güzel bir ağaç resmi, ne kadar güzel meyveleri var. Bunlar ne meyvesi?" Kız usulca sokuluyor ve babasına "Şşştt baba, ne meyvesi, onlar KUŞLAR. Ağacın dallarına gizledim, gözleriyle sana bakıyorlar." Tüm diktelere, yasaklara, otoriteye rağmen içeri girmesi yasak olan bir tek KUŞ yerine sanatın gücüyle KUŞ SÜRÜSÜ giriyor.

13 Haziran 2016 Pazartesi

Eşsiz zamanlarda ki manzaralara hitap...

Bu zevki, bu keyfi kim yaşayabilecek benden başka? Kim anlayabilecek ben benden başka? Hayallerimi, hüzünlerimi yani sadece beni.

10 Haziran 2016 Cuma

İş Hayatı



< alıntıdır >




eddie vedder - society (yazarken bunu dinledim)

hem çalışıp hem mutlu olan insanlar var şu dünyada. onlar ki en asil duygunun neferleriler.

benim içimdeki saatin çarkları bozuk kesin. uzun uzun bakıyorum anlam veremiyorum bir insanın modern dünyanın içinde hem çalışıp hem mutlu olabiliyor olmasına. o ofis düzeni, o basık boğucu koridorlar. göt yalayıcılar, yardakçılar, kuyu kazıcılar. hepsinden öte hayatta kalmak için hayatını bağışladığın o karmaşa, hezeyan. ihtiyaçlarını karşılamak için böylesine bir keşmekeş.

ben ne kadar neşeli adamım oysa ki. pencereden dışarı bakıp bir ağacın rüzgarda sallanışına şaşırarak saatlerimi geçirebilirim. hatta bozcaada'da polente fenerine yakın bir karınca yuvasının başına oturup zamandan soyutlanmışlığım bile var. onlar bizlerden çoklar, bizlerden organizeler ama temel ihtiyaçları dışında çalışmıyorlar. borsaları, modaları, egoları yok. her biri tek tek neden çalıştığının ne iş yaptığının bilincinde. alsak birini karşımıza "ne iş yapıyorsun?" desek güzelce anlatır. hiç de gocunmaz mesleğinden. çünkü yaptığı mantıklı, zarif ve zekice.

-senin olay ne karınca?
-yemek topluyorum
-neden?
-acıkıyoruz.

ne kadar güzel cevap. mis gibi. bir de bize bak. onca şa şa, onca modern yapı, altında milyonlarca neyi neden yaptığından hebersiz insan. bir de zekamızla övünüp duruyoruz. en övündüğümüz şeyin bu kadar kof olması benim insana zaten az olan inancımı iyice baltalıyor. çok doğru bir tez var insana dair. bizim evrimin denemelerinden biri olduğumuzu söylüyor. bizim de daha önce yüzbinlerce kez olduğu gibi evrimin çıkmaz sokaklarından biri olduğumuzu savunuyor. bir başka hatalı üretim.

sonuçta biraz uzaklaşıp bakarsak bu ekonomik sisteme ilk başta kurulan pratik faydalarından uzaklaşalı çok uzun zaman olmuş. nedir para? enerjinin, verilen emeğin cepte taşınabilen formu değil midir. yani öyle olması gerekmez mi? bize yapılan işi bir birimle ifade etme kolaylığı sağlıyor. ben on liralık iş yaptım diyebiliyorsun. on liralık buğday alabilirim bu iş için diyebiliyorsun. bu sayede hiç tanımadığın bir adam, senin yaptığın işi görmese bile parayı ve karşılık geldiği enerjiyi bildiğinden sana buğdayı veriyor. ne mükemmel.

ama durum artık böyle değil ne yazık ki. hisse senetleri, faiz, parite, kar, dengeyi dağıtalı beri para artık o eski para değil. para artık o eski enerji birimi olma amacından sapmış. durum böyle olunca birileri hiç çalışmadan da güzelce yaşayabiliyor. birileri hiç tanımadığı birinin sırtına oturup, yüzüne vuran güneşin tadını çıkarırken, altındaki adamın ona şükretmesini talep edebiliyor. üstte oturana da kızmıyorum, bu yazının amacı ona kızmak değil. sonuçta bayat kapitalist dünya geyikleri yapacak olsam hiç bulaşmazdım yazmaya. anlattığım şey daha mekanik. daha duygusuz bir şey. anlattığım şey vicdanen çalışmayı reddetmenin artık bu çağda yaygınlaşacağı öngörüsü. yahut böyle bir hareketin oluşacağına dair bir teori.

bir tarafta götünü yayıp yatanlar varken, öteki tarafta kazığa oturanları görüyoruz. kim kazığa oturmayı seçer ki. ama otuluyor işte. hem de bile bile, yavaş yavaş, hissederek. çünkü mahalle baskısı var, çünkü birini seviyorsun mesela onunla beraber mutlu bir yuva özlemi var. alayim başımı dağ sıçanları gibi bir delikte yaşayayım diyemiyorsun. annen, baban var. onlara öğretilen doğru yaşamı kafalarından silmeyeceğini yüzüne vuran örnekler var. bu düzenin içine doğduğundan tam da sinir uçlarından bağlısın sana dayatılanlara. koparıp da gideyim desen en sevdiklerinin canı yanar.

eğer cehennem diye bir yer varsa benimkinde kesin ofis dekoru olacaktır. günahlarımın karşılığını ödeyebileceğim harika bir düzen. bir pencereden akşamüstü karın yağışını izlemek istediğim için günde 11 saat, haftada 6 gün, yılda 50 hafta aralıksız debeleneceğim bir çukur. aç kalmamak, çıplak kalmamak, sevdiklerimle beraber olmak için bir bedel.

boyun eğip kabul etseniz bile kariyer meraklısı yavşaklarının egosunun pompası olmanız gerektiğini de unutmayın. hizmet ettikleri düzenin acısını yeni gelenlerden çıkaran bu zebaniler, sizin pes ettiğinizi görmekten zevk alacak kadar da götündeki kazığa alışmışlar ne yazık ki. sen sevdiklerinin yanında yaşamak istediğin için onlar hep kazanacaklar. gerçeği gören bir adamı en zayıf yerinden vuracaklar.

cümle yapısı bakımından yazdığım en boktan entry oldu farkındayım ama nedeni yaşadığım büyük korkudur. siktir olup gidip bir mağrada yaşamam gerekirken. sevdiklerimden kopmayı götüm yemediği için, bir ömür debelenmek zorunda kalacağım bu koskoca bok çukurundan duyduğum korkudur. ergen hezeyanıyla yazdığım şu entry de benim gibi çaresiz embesillere gelsin. onlar benim gibi ödlek olmasınlar. onların gidecek cesaretleri olsun.
onlar başka bir hayatın mümkün olduğuna benden çok inansınlar.

ve toplum, sen çılgın bir türsün
umarım ben gittiğimde yalnız kalmazsın.



 

6 Mayıs 2016 Cuma

Bilemediğimi Biliyorum

Biliyorum her şeyi biliyorum..
O başkasına merhaba deyip gülüyor.
Onu düşünüyor, onu yaşıyor, onu da biliyorum..
Oluyor mu? Oluyor işte..!

Ayaküstü sohbeti arıyorum,
Biliyorum gerçekten içmeyecek o çayı,
Ayaküstü işte, uğradı.
Biliyorum ama bilmemezlikten geliyorum..

Biliyorum yada öyle sanıyorum,
O bakışlarını benden uzak tuttuğunu,
Bilmeyerek, lanete bakarmış gibi..
Ben bakıyorum yada hep öyle görmüşüm, sanıyorum.

Var..! Bir yangın hem de içimde
Sesli anlatılmıyanlarından birde
Dökeceğim birkaç duble rakı içime de
Bilemem yangın söner mi sönmez mi bende..

1 Mayıs 2016 Pazar

Yorma

Kaşık daldırarak bitmiş aşa
Çoktan söylenmiş saza
Kalem kırılan davana
Yorma işte yorma

Geçilen dönülmeyen yollara
Arkası görülmeyen dağlara
Hiç gelmeyecek yıllara
Kahretme kendini, yorma


Mehmet ÇETİN

18 Nisan 2016 Pazartesi

Biz. Birlikte. Baştan.

Dünyanın cennetindeki unutulmuş halklara yada öyle olduğumuzu sananlara.

Olsun; hep beraber baştan, yeniden.

Şimdi kullandığımız sözlüğü yırtıp, atarak.

Yeni bir sözlük oluşturacağız önce, B harfine gelip Barış'ı tekrardan tanımlayacağız.

Biz. Birlikte ve Baştan yapacağız bunu.

Türkü, Kürdü, Laz'ıyla değil. Bir aile gibi onun sıcaklığıyla, yeniden bunu yapacağız. Bütün tecrübelerimizle ama sanki bir anda ilham gelmiş gibi.

Barışı, savaşı, emeği, terörü, ayrımı, ayrıyı, gayrıyı ve kötü olan her şeyi ortadan kaldırmayı.

Biz. Birlikte. Baştan.

İlke edineceğiz; ilkel çağdan, modern topluma kadar bütün tarihi okuyup, bilip ve yanlışların peşinden koşmadan daha ileriye gideceğiz.

Biz. Birlikte. Baştan.

Bu sözlüğün içinde sevgiyi, huzuru, mutluluğu ve refahı bolca kullanacağız hatta ilk yağmur damlaları toprağa düştükten sonra güzel bir koku yayılır ya etrafa ve insan bazı güzel şeyler hisseder işte biz onu da bir kelime ile tanımlayacağız ve tanımladığımız o kelime ülkemize, ailemize, bize, birlikte ve baştan olup o hissi hepimizde uyandıracak.

Ve ilk biz uyanacağız. Doğayla barışık, mutlu, huzurlu ve köklerimizi hissederek ve bu dünyaya umut olacağız. Biz. Birlikte. Baştan.

Mehmet ÇETİN

17 Nisan 2016 Pazar

Düşünceler

Gelecek için hiçbir şey yapma. Çünkü o senin için hiçbir şey yapmıyor.

15 Nisan 2016 Cuma

Erkekler Ağlamaz

Herşey değişti, gelişti ve yenilendi yada modernize edildi. Diller, dinler, insanlar, alışkanlıklar, aletler, düşünceler, fikirler ve yargılar. Ama bu kalıp, bu yargı değişmedi. Erkekler ağlamaz.
Ağlamayı öyle bir unutmuşuz ki vallahi dokunsanız bin ah işitirsiniz. Fikirlerimizi yazarken, kendimizi anlatırken, yaşantımızda, sözlüğümüzde, cümlelerimizde hep ağlamaklı düşünceleri, sözleri, kalıpları çok uzakta tutup korkarak dokunmamayı öğrenmişiz. Ne millet, ne dil, ne de sınırlar farklılık göstersede o kalıbı hep bir ağızdan bozmamaya yemin etmişiz. İşte bende ağlamadan yazmaya çalışacağım ki ahdımız bozulmasın.
Küçüklüğümüzden başlayalım; İlkin sünnet, mahalle maçları, oyunları yenilgisi, eve geç kaldığında anne terliği, baba korkusu, okula ilk başladığın zaman, istediğin şeyin alınmaması, KAYBETTİKLERİN…
Biraz büyüyelim şimdi; bakmayın küçüklük dediğime gerçi biz hiç küçük olamayız erkek adam oluruz. Öyle derler. Bizde dedikleri gibi davranırız işte. İlk mahalle, okul aşkından, arkadaşından ayrılık, güzel bir dayak yemen, belki de ilk dayağın, çok fazla şey isteyip, hiçbir şey alamaman, aile sıkıntılarını anlayıpta bir şey yapamaman, para denilen o değerli yaratığın değerini anlaman ve ona sahip olamaman, KAYBETTİKLERİN…
Daha da mı küçük kaldın? Merak etme öyle bir şey hiç olmadın ki. Denklemler değişti ve hayat pembeleşti ama yediğin yumruklarla, uçarak değil yani. Artık arada bir lüksün olan o üzülmeli tavrını da yapmaya hakkın yok. Alıştın biraz daha hatta daha fazla..
Ayrılıklara, kavgalara, ailenin ne kadar çok sorunu olduğuna ve artık ailede bulunan ikinci, üçüncü derecede ki fertlerinin bile, o fantazi şekillerde ulaşmaya çalıştığın kirli paraya, yoksulluğa, kalleşliklere belki de platonik aşkına, saçma dış görünüşüne, seni anlamayan dünyaya, çevreye hatta tüm zorluklara, KAYBETTİKLERİNE…
Ömür defterinden yeni bir sayfa çevirip biraz daha yazalım, yazalım ki uzaklaşalım o duygusal, insani yönümüzden. Artık sınırları zorlayıp ne işe yaradığından hatta yaramadığından bahsedelim. Üstelik bu sefer belki şanslıysan kanından olan senden BÜYÜK ağlayamayana destek olarak; bu maddi ve manevi. Giden arkadaşların, sana boş kişiler gibi gelecek, senden çaldıkları zamana, hastalıklara, memleket meselelerine ki belki çoktan yanında bir şehit düşmüştür ama seni bulmamıştır o kutlu ölüm, daha fazla kalleşliklere, küçükken oynadığından fazla arkandan dönen oyunlara, terkedilişlere, ihtiyaç duyduklarını kendin bulamamana öyle ki kendini anlamamana, anlamlandıramamana, KAYBETTİKLERİNE…
Şimdi erkek olarak başka bir ağlayamayan dünyaya getirmeye gelelim. Bütün bunlar yetmez gibi; kendin, ailen daha fazla sorumluluk altında ezilmeye, ne kadar fazla dediysem onun da fazlası şeklinde kalleşliklerebu sefer içine o meşhur yaratık para ve kör kurşun da  karışır. BÜYÜK ağlayamayan yenik düşmüştür belki de hiçbir şey hatırlayamıyordur ve onu kendi ellerinle banyoda yıkamaya, temizlemeye ağlayamayanlar olarak orada da haline ağlamayarak. KÜÇÜK ağlayamayan bir şey istediğinde alamamaya, sadece o olsa iyi herkes etinden bir parça koparmak peşindeyken ayakta kalmaya ve öyle görünmeye, KAYBETTİKLERİNE…

Bunlarla yaşamaya, KÜÇÜK ağlayamayanı belki de senden önce kaybettiğinde yada ellerinin arsından gittiğinde tutamamaya, her zaman ki gibi hiç kimseye, hiçbir şeye yetememeye kendine bile ve bunlar olurken olanları gözünle görmeye ve yine de ağlayamamaya, aklına gelenlerei gelmeyenlerei yaşadıklarına ve yaşayacaklarına, tüm kötülüklere rağmen koca çınar dedirtmeye ve senden sonrakilere o malum mirası bırakmaya; ERKEKLER AĞLAMAZ.

Mehmet ÇETİN

-Yazım hataları, anlam düşmeleri var. Affola. İlk taslaktır. Düzenleme yapılmamıştır.-

31 Ekim 2015 Cumartesi

Önce İstanbul'da olacaksın, Onlar çalacak, Onlardan olmayan başka biri söyleyecek, Sen katılacaksın tüm hüznünle... Seni versinler ellere...


from Twitter https://twitter.com/mehmetcetyn1

October 31, 2015 at 12:24AM
via IFTTT