18 Ocak 2014 Cumartesi
Düzmece Hikayeler
İnsanlarda
bir şeyi birbirine benzetip hikâyeler çıkarmak, kendi fikirlerini dayatmak için
önemli şahısları ithaf edip haklarında asılsız methiyeler düzerek kendi
yargılarını anlatmak çok meşrulaştı. Bunun farkında olmayan, olamayan bir nesil
olmuşuz ki vay halimize gerçekten. Asıl olanı göremeyip, tutup da batıl gelene
körü körüne bağlanmamız gerçekten içler acısı. Gerçekten mantık çerçevesinde
durup anlatılan hikâyeye dışardan baksak belki de inandığımız şeylerin aslında
bir aldatmaca olduğunu görebiliriz. Tabii bunun için insan yargılarını bir
tarafa bırakıp belirli bir seviyeye ulaşması da gerekir. Bunun dozunu kaçırmak
ise gerçekten istenilmeyecek bir durumdur. Ama insan kalıplara bağlı olarak,
etrafına duvar örerek nereye kadar yaşayabilir. En kof fındık bile günün
birinde kırılmak ister. İnandığımız değerler, yargılardan bahsettim de bunu en
güzel açıklamak için çeşitli türevlerde hikâye tadında örnekler vererek
betimlemek gerekebilir. Hepimiz bildiği şu alkolün yasaklanması hikâyesi. Ne
yani gerçek sebep bu mudur? Yoksa insanların anlaması için basite mi
indirgenmesi gerekir? Etrafımızda dönen çeşitli hikâyeler ve çeşitli oyunlar
var. Bunları anlatmak ne benim haddime ne de aklıma sığabilir. Sadece körü
körüne bağlı kalmamak her zaman şüpheci yaklaşmak ileride sorulduğu zaman neden
yaptın diye düzmece olan hikâyeleri kanıt diye göstermemek gerekir. Sadece
dinleyin ve feyz alın ki yaşamımızı daha iyiye entegre edebilelim. Bağlı
kalıpta sürekli bir hikâyeye işleri yolundan çıkarmayıp gerçek özgürlüğün
tadına varalım.
8 Ocak 2014 Çarşamba
Düşünerek Seni
Bekliyorum,
Gecenin bir vaktinde
Gelecek olan o mucizevi düşünceleri...
Pencereden bakıyorum vatanımın ışıklarına
Nefes alıyorum bir parça en soğuğundan
Düşünerek seni…
Sen varsın ya biliyorum
Bu memleketin bir köşesinde
Düşünerek seni,
Gündüz koşturmaca ve sen,
Geceleri hüzün, efkâr ve sen
İşte zaman bu sensiz
Düşünerek seni…
Mehmet ÇETİN
Mehmet ÇETİN
7 Ocak 2014 Salı
Altın Hakkında
Günümüzde
gözümüze çok değerli olan şeylere baktığımız da aslında çoğumuzun derdi gibi
dert olmadığının farkında olabiliriz. Tabii ki bunun için önce kendimizi
soyutlamamız lazımdır. Biraz olsun dışarıdan görebilmek için bazı şeyleri.
İnsanların genellikle sevdiği boş konuştuğunu belli etmeyen, kendi aurası olan
daha kestirme ifade etmek gerekirse kendisiyle konuşulduğunda boş bir
etkileyiciliği olan kişilere karşı ayrı bir değer vardır. Boş kişilere ve boş
cümlelere verilen değerler inanılmaz derecede aşırılaştı toplumumuzda çünkü
toplum bu ışıltıyı istiyor. İstiyor da bunun sebebi barizdir ki cehaletin
karanlığında kaldıklarından dolayı. Herkesin bir düşüncesi olması gerekmiyor
illa ki her konuda. Ama öyle bir konunun varlığından haberdar olması gerekir ki
önce kendisini sonra çevresini ve dünyayı anlayabilsin ve özgür düşünüp araya
fitne tohumları bırakmasın. En şaşalı şey devlettir insanların gözünde çünkü
yararsız olan ne varsa insan olgusu onu değerli kılmıştır. Suyumuzdur,
toprağımızdır bizi var eden bir otorite değil. Anlamsız, görünmeyen çizgiler
değil. Umut lazım değil bize umut insanı körleştirir. Umut edilecek şeyleri
ortadan kaldırmamız lazım sadece. Kimsenin bilmediği gaybı ortaya çıkarmamız,
gaybı görebilecek gözle dünyaya ve insanlara bakmamız gerekir. Asıl madeni
görmemiz lazım bizi umuttan, boşluktan, yararsız şeylerden uzak tutacak o ender
bulunan olguyu doğurmamız lazım. Bazı şeylere gerçekten çok büyük anlam ve
kargaşa yüklüyoruz. Bu bir cümlede olabilir bir nesnede. Altındır ender olan,
yararsız bir nesne olan, ışıltılı ve parıltılı olan. Ama değeri büyüktür
insanlarda. Önce altının zararlarından kurtulalım ki sonra asıl onun
meyvelerine erişebilelim.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)