31 Ekim 2015 Cumartesi

Önce İstanbul'da olacaksın, Onlar çalacak, Onlardan olmayan başka biri söyleyecek, Sen katılacaksın tüm hüznünle... Seni versinler ellere...


from Twitter https://twitter.com/mehmetcetyn1

October 31, 2015 at 12:24AM
via IFTTT

Bilmediğim tüm müziklere, şehirlere ve kişilere hep seni anlattım... Onlar senin kim olduğunu öğrendi hep, ama sen beni daha değil...


from Twitter https://twitter.com/mehmetcetyn1

October 31, 2015 at 12:00AM
via IFTTT

Şimdi hangi şehrin ışıkları altında olduğunu biliyorum ama kimin merhem olduğu konusunda biraz sıkıntılıyım işte... Anlayacağın eyvallah....


from Twitter https://twitter.com/mehmetcetyn1

October 30, 2015 at 11:58PM
via IFTTT

2 Eylül 2015 Çarşamba

Kirli Alphabet Inc.

Tarihler 08.07.2015'i gösterdiği zaman Google hisseleri anlamsız bir şekilde normal seyrinden ( 516 ) birden yükselerek 672 seviyelerine gelmiştir. Page, Brin ve Schmidt'i acil bir şekilde saat 17 sularında toplantıya çağırmıştır. İşte kirli Alphabet o gün üzerinde çalışılan bir konudur. Gözü dönen Google yöneticisi daha çok kazanma hevesi uğruna daha çok satılıp, parçalanan Google'ı çok küçük bir parça haline getirip, daha çok mal götürmenin derdine girmiş ve böyle bir ortamda bu fikir peydah olmuştur. Google, Alphabet'e bağlanarak Alphabet içinde küçük bir orana denk getirilip, böylelikle büyük payı kendileri korumuş olacaklardı. Öyle de yaptılar; 10.08.2015 tarihi itibariyle bu fikirleri vücut buldu ve kapitalizmin hilesini büyük bir onurla tüm dünyaya sundular. Google gibi bir kurumun ticaretin bütün etik kurallarına aykırı böyle bir şey yapmasına hiç kimseden bir tepki de gelmedi. Şirketin artık insanlığa hizmet ettiğini bir amme olarak kullanımı yapıldığı bir düzeni böylesine monarşiye almaları benim gözümde kabul edilemez bir şey. Yaptıkları ne olursa olsun, hissesi olan herkesin, bu kadar çaresizliğe sürüklemeleri ticaretin etiğine yapılmış bir hakaret olarak görmekteyim. Bu kadar çaresizlik içinde, böyle büyük bir amme hizmetinin monarşiye dönüşüp, kendinden daha küçük birey veyahut şirketleri hunharca ezmesine, tüm dünyada ki zulümlere karşı olduğum gibi buna da karşı durup, gerekli tepkileri Google tarafına ilettim. Ama gelin görün ki Google ürünlerini kullanmaktan hala geri duramıyorum. İronik. Acizlik mi? Tartışılır.

Doğaya isyan eden bir çim gibiyim. Doğanın içindeyim, bir parçasıyım ama ona karşı çıkıyorum, varım.

31 Ağustos 2015 Pazartesi

Gerçekten çok hoş

Sayelerinde çırılçıplak geziyoruz memlekette. Gözlerini, sözlerini eksik etmiyorlar çünkü üzerimizden. Ne kadar giyinsek de fark etmiyor, kafalarında hep çıplağız biz. Kıyafet özgürlüğümüz elimizden alındığı gibi, bedenimiz de bize ait değil.
Memelerimiz var mesela; ama bizimle alakaları yok. Başbaka’nın şiddetle tavsiye ettiği üzere, doğuracağımız üç çocuk için, kutsal ailenin yapıtaşı, kutsal süt ünitesi onlar. Emzirme sutyeniyle sıkı sıkı korunsun, uslu uslu otursunlar. O kadar! Olur da elbisemizin penceresinden aksilik yapıp görünmeye kalkarlarsa vay hallerine! Elinde kumanda, kanal kanal gezen iktidar partisinin genel başkan yardımcısı düzeyinde muhatap alınıp kovulurlar.
• • •
Vajinamız var mesela; ama vajina dememiz ayıp. Böbrek, dalak gibi bir organ ama Başbakan yardımcısı tarafından yüz kızartan sözcükler listesine alındı. Yumurtalar izin verdiği sürece ayda bir kanıyor, adına regl deniyor ama o da ayıp. Kısık sesle ‘halam geldi’ dememize izin var. Bu eşsiz benzetmenin çıkış noktasını bulmak için geleneklerimizin karanlık dehlizlerine dalmaya hiç niyetim yok. Ama bu regl öyle ayıp bir şey ki, ramazanda toplum içinde yemek yiyen başörtülü kadınlar böylece regl olduklarını ilan etmiş sayıldıkları için, elbette ki bir erkek tarafından kınandı. Başörtülü bir kadın ramazanda oruç tutmuyorsa vajinası kanıyordur çünkü, misal şeker hastası olma ihtimali bu kafa için fazla bilimsel.
• • •
Dudaklarımız var bizim. Kırmızı çok yakışıyor. Ama işte, erkek üzerinde bir kilo keçiboynuzu yemişcesine afrodizyak etkisi yaratabileceğinden, THY’de kurum düzeyinde tartışıldı. Hostes kırmızı ruju sürünce ne olacak, servis yaparken, demli çay isteyen yurdum erkeğinin aktive olan testosteronu, kalbinde meydana getirdiği ritim artışıyla bedenini titretip, sıcak bardağı üzerine dökmesine neden olacak! Kırmızı rujuyla, “içecek ne alırsınız efendim” diyen kadının dudaklarının arasındaki bu büyük tehlikeye “dur” demek elbette yine erkeklerin işi.
• • •
Özgürlüklerimiz için sokağa çıktığımızda, devletin polisi saçımızdan sürükleyip, vura vura kalçamızı kırdığında, adı hatırlanmayan, -aslına bakarsanız gerek de duyulmayan-, Başbakan tarafından “ bir tane ‘kız’ mıdır, ‘kadın’ mıdır artık bilemem” olarak seslendiği insanlarız biz. Ya üzerinden etiketi sökülmemiş yeni bir tişört, ya paketi açılmış eski bir hediye… Çok afedersiniz o yüz kızartan vajinanın içindeki zar da bizim değil elbet, erkeğe sunmakla yükümlü olduğumuz, bize emanet edilmiş hazine o.
• • •
Eşşek gibi çalışırız ama emeğimiz bizim değil. Merdiven altlarında, pencere pervazlarında güvencesiz, üç paraya çalıştırılıp görmezden geliniriz. Kadının yeri evi tabii de, mecburiyet olunca… Gerçi iki ucu kakalı çomak! Kadınlar iş aradığı için işsizliğin yüksek olduğu, bakan düzeyinde ciddiyetle öne sürülmüştü. En iyisi gözden ırak olsunlar, erkeklerin istemeyeceği işleri yapsınlar, bir de çok kazanıp şımarmasınlar. Mazallah kendimize güvenimiz falan gelir, başlarım böyle hayata deyip, çekip gideriz! Gerçi bu asiliğin de çaresine bakılmış. Sokak ortasında öldürülmemizin önünde pek bir engel yok. Cezası, ‘namus temizliği’ne davetiye… Tahrik indirimi memleketin erkeklik haklarının en iyi avukatı.
• • •
Biz varız ama, biz bize ait değiliz. Başbakan düzeyinde dillendirilen kürtaj yasağı, “anası tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün, anası ölsün,” şeklinde başkent belediye başkanı düzeyinde ve “tecavüze uğrayan doğursun, devlet bakar,” şeklinde de bakan düzeyinde ele alınmış; ancak dibin dibi olarak tanımlanabilecek olan açıklama, görevi insanlığa karşı işlenmiş suçları araştırmak olarak belirlenmiş meclis insan hakları komisyonu başkanından gelmişti. “Tecavüzcü, kürtaj yaptıran tecavüz kurbanından daha masumdur.”
• • •
Onlar, günde beş kadının öldürüldüğü, son on yılda kadın cinayetlerinin yüzde bin dört yüz arttığı memleketimizin iktidar temsilcileri. “Biz karısını kırk yerinden bıçakladıktan sonra sokak ortasında bırakan bir ahlaksız kocayı bu güne kadar duymamıştık” diye şaşıran Bülent Arınç’ın yol arkadaşları. Bugünlerde bir hayadır, iffettir almış yürüyor. Sıfırlanamayan paralarla, kirli ortaklıkla, özgürlüğü ve hayatı yalan dolanla elinden alınmış insanlarla, öldürülen çocuklarla, çekirdek gibi çitlenen işçilerle, tabutu bedeninden ağır çeken Berkin’le, onun acılı anasını yuhalatmakla falan ilgili değil. Mesele kahkaha; ama durum gülünç değil.
• • •
Kadınlar toplum içinde kahkaha atmasın, demek; kadın katillerinin “güldü, tahrik etti, vermedi, öldürdüm” savunmasının temelini oluşturuyor. Bu, komşumuz X efendinin ağzından dökülmüş bir saçmalık olsaydı, karşısına geçip katıla katıla güler, kapısını çalıp “kim o?” dediğinde, vajina der eğlenirdik. Ama değil… Bülent Arınç, AKP’nin kadına bakışını temsilen yaptığı konuşmayla gündemi değiştirmiyor, aksine on iki yıldır hiç değişmeyen kendi gündemlerini hatırlatıyor. Örtülü, örtüsüz bütün kadınların vücudunu, gözleri ve sözleriyle yıllardır çıplaklaştırmaları hiç gülünç değil, aksine çok korkutucu. Haramdan, kıyımdan değil de, vajinadan utanıp kahkahayla irkilen bir zihniyetten ve her gün kadınları hedef alan bu tacizden nasıl kurtulacağız? Asıl soru bu.”

Bunları yazmak cesaret ister de, anlamak için de adam olmak lazım!

Gözde Bedeloğlu
birgun.net

gozde-bedeloglu-43-4

<alıntıdır>

29 Ağustos 2015 Cumartesi

Bir Fransız Hikaye


The Dreamers

Nereden başlayacağımı yada nasıl tarif edeceğimi bilemiyorum. Önce Fransız bir film izlemem gerektiğini düşünerek yola çıktım. Pek izlemişliğim yoktur Fransız sinemasını yani biraz olaya Fransızım. Tabii bu vesile ile başta komedi filmleri çıksada karşıma, sonradan ne kadar doğru bir karar verdiğimi anlamışım gülmenin yerine buram buram kültür, Fransız isyanları ve psikolojik olayların tadından yenmez kıvamını. Geleneksel biri olduğum için filmdeki Eva hanım'a az da yazmadım değil hani. Kıskana kıskana izledim. Bazı önyargıları, toplumsal değerleri Matthew'in yaklaştığı gibi bende kıt bir açıyla yaklaştım. Ama filmdeki ana karakterlerden biri olduğu için Theo ve Isabelle karakterlerinin psikolojik yapısını benden daha erken çözdü. 

Filmde bazen anlamsız duraklamalar hissetmeme rağmen gerçekten bayağı bir akıcıydı. Özellikle Fransız aile yapısını yalnış anladığımı gösteren anne ve baba için ayrı bir alkış isterim. Onların yeri filme ayrı bir hava katmış. Biraz uçlarda dolaşan ama kendi halinde buram buram sinema kokan güzel bir film. 

Teşekkürler Bernardo Bertolucci

A French-UK-Italian Co-Production

26 Ağustos 2015 Çarşamba

Kalmak Türküsü

Daha gidilecek yerlerimiz var
Şu sohbetinizi dinler gideriz
Coştukça şarkılar, türküler, sazlar
Rakı mı, şarap mı, içer gideriz

Geçse de umudun baharı yazı
Gözlerde kalıyor yaşanmış izi
Kimseler kınamaz burada bizi
Ne varsa hesabı öder gideriz

Söyleyecek sözü olan anlatsın
İsterse içine yalan da katsın
Yeter ki kendinden, bizden söz etsin
Yalanı doğruyu sezer gideriz

Neler gördük neler bu güne kadar
Daha gidilecek yerlerimiz var
Bizi buralarda unutamazlar
Kalacak bir türkü söyler gideriz

Sevgiye var olduk sevdik sevildik
Kavgalara girdik öldük dirildik
Bir anlam fırını içinde piştik
Anlamlı güzeli sever gideriz. 

Özdemir Asaf

25 Ağustos 2015 Salı

Geç Kaldın be Zülfü Abi...

Yıl 2009...

Aslında pek zaman da beni ilgilendirmiyor, yine kendi başımayım, yine içiyorum ve yine hiç kimsenin olmadığı gibi düşünüyorum memleket üzerine. 

Aklıma Livaneli gençliği geldi.. O büyük adam, o gençleri özgürlük türküleri söyleten adam... Peki şimdi nerede? Yunan arisrotlığı yapan o büyük adam nerede?

Güneşi mi toplamaya gitmiş yoksa diğer Sevdalara mı türkü yazmaya? Olmadı başka bir halkı mı varmış ki onlara mı nutuk vermeye? 

Ne nutuk ver, ne de barış elçiliği yap bizim gözümde insanlık abidesisin bunu bil. İster Zulu halkına, ister Kyoto halkına hiç fark etmez bizim bağrımızdan kopan, bizi canla başla kahkahaya boğup hüzünlendiren, bizim vekillerimizi yadırgayan Zülfü abimizsin. Bizden bir Halk, bizden bir direniş, bizden birisin. 

Hikayelerinde ki kahraman yada küfür ettiğin bir karakter, bunların hepsinden uzak bir karlı ormanda dolaşsan bile bizden birisin. Şimdi neredesin peki?

Asıl şimdi ihtiyacımız varken senin birliğine, direnişine ve var oluşuna... Şimdi neredesin?

Çık şimdi bağır, çağır ve kız çünkü arkadan güneş toplayan bir gençlik var. ...

Hadi bu sefer de bizimle birlikte babalarımızın türküsü olan o güneşi topla...

Serdar'ın Yeri

Veysel'in Yeri'nden hepinize merhaba. Gerçek muhabbetten, Arapçadan ve müzikten. Misafirlerimin getirileceği en güzel meyhaneden, arkadaşlarının emanet bırakılacağı bahtiyar mekanlardan yazıyorum. Ne halktan uzak ne de şehirden sadece gerçekliği var oluş bir yer. Bugün öğrenilecek bir yer, yarına yaşatılacak bir yer Serdar sayesinde. Gerçekten nezih, hareketli ve önceden tarif edilip kalıbına ulaşmadı için beklenilmeye ve beklenecek olmaya değer bir yer. Keşke bu restoranda beni beğenen kişileri bende beğene bilseydim gerçekte karşımda olarak. 

İstanbul'un Fethi

İstanbul'un fethi hangi tarihtedir?

Miladi tarihte mi, Hicri tarihte mi?

1453 mü, yoksa 857 mi?

Bu muammayı çözmek için Yahya Kemal'i okumak yeterli olacaktır. Özellikle de Aziz İstanbul'unu.

Ne diyordu üstat daha 1920'lerde:

Takvimlerin dini, imanı, vicdanı var; mesela sene 857 ( Hicri takvimde İstanbul'un fetih tarihi ) deyince, İslam'ın İstanbul'a girdiğini hissediyoruz; bu rakamda anlı şanlı bir tınnet var. 1453 deyince bilakis Bizans'ın Osmanlılara mağlup oluşu idrak olunuyor; bu rakamda bilakis bir can çekişme, bir ufunet, bir günlük kokusu var. Bu rakamlardan biri Müslüman, biri değil!

24 Ağustos 2015 Pazartesi

Sasha Grey

Öncelikle yazıma alıntılardan bazılarını yazıp sonra üstüne yorum katıp da anlatma şekline girmiyorum. Ben sadece yazacağım. Umarım benim diğer ruh hallerim, karakterlerim biraz olsun anlamaya çalışacak. 

Bir inşaatçı düşünün; demirden, kalıptan ve inşaatın dışında pek sosyal ortamı olmayan, kendi halinde... Peki bu inşaatçı aslında gitar çalan, kitap okuyan, düşünen, tartan ve siyasi görüş ve fikirleri olan. Aynı zamanda şarap içmeyi seven ve golf oynayan biri. Biraz zor tahmin edebiliyorum. Çevresini değiştirdiğini düşünün peki bu arkadaşı? Eski çevresinin gözünde entel olmuştur, yeni çevresinde ise eski inşaatçı ( hala amele )... Bu lanet önyargılarımız hiç bir zaman değişim göstermedi ve göstermesi içinde hiç bir çaba göstermedik gibi. Yorumun teki Sasha Grey'i imana çağırmış, camideki güzelim ezan sesi ile, namaza giden güzel insanlardan bahsetmiş ki umarım kendisi gidiyordur. Böyle güzellikleri yaşaması için öneride bulunmuş. Allah ondan razı olsun. Ama film burada kopmuyor. Madem o kadar Müslümansın veyahut bu dinin gerekliliğini çok iyi uyguluyorsun ( alkole veyahut eğlenceye karşı değilim ) o kadının buraya gelme amacı DJ'lik yapmak. Geldiğinde yakındığı şey ise mekan gerçekten çok doluymuş ama oynayan yokmuş. Peki güzel kardeşim senin oraya gitme amacın neydi? Adabınla eğlenmeye mi gittin yoksa ( af ola ) karının bir yerlerine bakmaya mı? Merak etme o senin amacının ne olduğunu senden benden iyi biliyor ama Müslümanlığının amacını senden benden iyi bilmiyor. İyi bir Müslüman biraz ters olabilir ama uç noktalara çekilmez ise sevinirim bu konunun. Her yerde Müslümandır. Ve ona uygun davranır. 

Velhasıl kelam, İngiltere'de Meksikalı bir arkadaşımla yemek yiyoruz bir restoran zincirinde ve ben tabii nedense kendi dinimi anlatmaya başladım. Gerçekten meraklı bir şekilde dinledi ve sonra bana arkamı dönmemi ve Arap bir arkadaşımızın yemeğini tam bitirmeden çöpe döktüğünü gösterdi. O da Müslüman değil mi? diye bana sordu. 

Bu iki olayda da ne cevap verileceğini yada öyle bir şeye lüzum olmayacağını vicdanlarımız biliyor. 

Öncelikle Sasha Grey mevzusunu bu kadar dolambaçlı yollardan anlattığım için özürlerimi iletirim. Ama yaptığımız şeyler akla mantığa aykırı. Sadece biraz ne yaptığımızın, neler yapacağımızın ve neleri etkileyeceğimizi biraz olsun düşünelim. 

Şahsen porno yıldızı olduğu dönemlerinde ki pornolarına pek baktığım söylenemez. Biraz daha duygusal şeylere yöneldim. X-Art örneğin. Filmlerini hiç izlemedim de. The Girlfriend Experience filmini izlemek istedim ama hepsi Türkçe dublaj olduğu için vazgeçtim. Umarım kitabını okumaya nazil olurumda yorumlarımı addederim. 

Haddizatında; ne Sasha Grey üzerinden öyle bir kimliği atabilir ki o da bunu biliyor ve bununla böyle düşünenlerin karşısında kadın gibi duruyor ne de bizim yargı ve iyi biri olma zihniyetimiz dilimizden başka bir yere gidebilir. 

Biraz daha iyi bir insanoğlu istiyorum. Çok mu?

Sen sensin, Bende ben...

Hiç hayata küfretmeyin boşa,
Verdiğin kararların yüzünden
Sen sensin
Bende ben

Hiç feleğe de dokundurmayın,
Yanlışların yüzünden 
Sen sen değil misin
Bende ben?

Kalbin kırık, gönlün hep yara
Hayatta her şey, gerçekten boşa
Bir kadehim var, eh biraz da duman
İki çift sözle, kalır hatıran...

Mehmet ÇETİN

Kabullenilmez Hüzün

Yenilgiyi kabul etmek neden bu kadar uzun sürer?
Anlamamaz gibi davranıp öyle yaşarsın ama,
Yenilmişsin bir kere bırak vazgeç artık.
Otur! Ve kendini karşına al, yenilginin şerefine kadeh kaldır.
Kimseler bilmeden, görmeden, için sızlaya sızlaya, tebessüm ederek...

Mehmet ÇETİN

Öylesine aklıma geldi

Yaşar Kemal; 100 binleri direnişe geçiren parola,
Orhan Veli; 100 binleri aşık edip gerçek tutkuları harekete geçiren parola,
Winston Churchill; 100 binleri bilime yöneltip siyasileri silen parola,
Che Guevara; 100 binleri dil din ayırt etmeyip ortak toprakların kardeşlik türkülerini söyleten parola,
Şiwan Perwer; 100 binleri dağa çıkartıp kendi vatanlarının başkaları tarafından işgalini gösteren parola...

28 Nisan 2015 Salı

Gulnîşan

Cm                      Fm
Gulnîşan Gulnîşan esmer halim perîşan
Cm                       Fm
Ezê biçim xerîbiyê, destmalam bo te nîşan
Cm                       A#           Cm
Ezê biçim xûrbeté, da bo te bikim nîşan

Cm                  Fm
Buhar e êvar e, sîyê girtî zinar e
Cm                           Fm
Keç û xort li seyranêji xeynê me dost û yar e
Cm                           A#                   Cm
Keç û xort li seyranêji xeynê me dost û yar e

Cm                      Fm
Gulnîşan Gulnîşan esmer halim perîşan
Cm                       Fm
Ezê biçim xerîbiyê, destmalam bo te nîşan
Cm                       Fm
Ezê biçim xerîbiyê, destmalam bo te nîşan
Cm                       A#           Cm               
Ezê biçim xûrbeté, da bo te bikim nîşan

Gulnîşan gulgulî, kesk û sor da xemilî
Kesê Gulîşan nevê, ew delala vî dilî
Kesê Gulîşan nevê ew serdilka vî dilî
Gulnîşan Gulnîşan esmer halim perîşan
Ezê biçim xerîbiyê, destmalam bo te nîşan

Kaliba Arpejé: P4342434 -  Pimiaimi (i:4, m:3, a:2) 

alıntıdır : http://kurtcesarkigitarakorlari.blogspot.com.tr/2011/09/gulnisan.html

6 Nisan 2015 Pazartesi

Bazen mi Ben?

Bu zevki, bu keyfi kim yaşayabilecek benden başka? Kim anlayabilecek beni benden başka? Hayallerimi hüzünlerimi sadece beni.

İnsan'a ne kalıyor bu dünyada? Beni benden başka kim anlayabilecek ki? Gerçek Ben'e çok mu uzağım?

Benlik; kişinin sahip olduğu tüm zihinsel yapının ve dış özelliklerin bir bütünüdür. Kişinin fiziksel özellikleriyle şekillenen dış görüntüsü benliğin bir parçasıyken, sahip olduğu düşünce yapısı da yine benlik ile bir bütünlük oluşturmaktadır. Kişinin sahip olduğu düşünce yapısı, benliğini değerlendirebilmesi ve kendisiyle ilgili gerek fiziksel özellikler gerekse de davranış yapısıyla ilgili iyi ya da kötü bir sonuca varmasıdır. Benlik saygısı olarak tanımlanan bu durumsa, basit olarak kişinin hayatını şekillendiren davranış ve fiziksel özelliklerini beğenip beğenmemesidir. (*)

Gerçekten çok güzel bir tanım yapılmış ve aynı güzellikte bir sıkıcılık yaratılmıştır cümlede. Ama böyle değil. Kendimize sormamız gerekir önce " Benlik nedir? " diye. Bunu nasıl rahat ediyorsan, nerede aklına geliyorsa öyle yap. Ama gerçekten yap ve yanıt bulmaya çalış. Farklı yerlere gidebilir düşüncelerin, farklı cevaplar verebilirsin amaçta bu zaman onlar senin benliğinin parçaları ve onlarla mutlu ol. Biraz sorumluluklarını göz ardı et ki kendi benliğine rahat ulaşasın. Ulaştıktan sonra o zaman gerçekten bu hayatın  ve sorumluluklarımızın güzel olduğunu görebilesin daha çok yoğunlaşıp savaşa bilirsin (iyi anlamda "mücadele etmek"). Yaptığımız yanlışlar, parçalanmalar bu yazıyı bile çirkin gösterebilecek sözler... Bunlara hiç gerek yok, sadece topraktan aldığımız şeyler bizim ihtiyaçlarımızdır. Geri kalan her şey lükslerimizdir. Bırakmayalım dünyada yaşamayı, sadece daha çok sevelim bunların olduğunu, benliğimizin olduğunu ve biz olmasak bir parçası eksik olduğunu. 


Mehmet ÇETİN - iyi dünyadan diğer iyi olacağa - 

3 Nisan 2015 Cuma

Geleceğe

Gelecek için hiç bir şey yapma. Çünkü o senin için hiç bir şey yapmıyor.